yazar
Hasan CAN
Yazı İşleri Müdürü
Geçtiğimiz günlerde bir okurum telaşla aradı. "Hasan Bey," dedi, "Mahallede kapısının önünde kilitli duran komşunun aracı çalınmış. Hırsız o araçla seyir halindeyken gelip benim park halindeki aracıma çarptı. Arabam mahvoldu. Şimdi benim zararımı kim ödeyecek?"İlk bakışta cevap çok basit gibi duruyor, değil mi? "Canım, aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) var ya, açarsın hasar dosyanı, alırsın paranı." Ya da "En kötü Güvence Hesabı öder..."İşte tam bu noktada Türk Sigorta ve Trafik Hukuku’nun en çetrefilli, en acımasız ve maalesef mağduru en çok çaresiz bırakan karadeliğine düşüyoruz.Gelin, detaylarda boğulmadan bu çetrefilli konuyu masaya yatıralım.Mesele 1: Araç Sahibi Gerçekten Sorumlu mu?2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 107. maddesi açık: Bir aracı çalan veya gasbeden kişi, kanun önünde artık o aracın işleteni gibi sorumlu tutulur.Peki asıl araç sahibi (işleten) sorumluluktan tamamen kurtulabilir mi? Yargıtay’ın bu konuda duruşu net ve oldukça katı. Araç sahibinin "E benim arabam çalındı, benim ne suçum var?" demesi yetmiyor. Araç sahibi;Kapı ve camları usulünce kapattığını,Kontak anahtarını araç üzerinde veya ulu orta bir yerde bırakmadığını,Çalınmayı önlemek için makul ve gerekli tüm özeni gösterdiğini ispatlamak zorunda.Eğer anahtarı kontakta unuttuysanız, çalışır vaziyette bakkala girdiyseniz yandınız! Kusurlu sayılırsınız. Hırsızla birlikte siz de, sizin Trafik Sigortanız da oluşan tüm zararlardan iliklerinize kadar sorumlu olursunuz.Mesele 2: Araç Sahibi Kusursuzsa ZMSS Neden Ödeme Yapmaz?İşte zurnanın zırt dediği yer tam olarak burası. Araç sahibi kilitli garajından, tüm güvenlik önlemlerini almasına rağmen aracını çaldırdıysa ve bunu mahkemede ispatlarsa; hukuken sorumluluktan kurtulur.Sigorta hukukunun temel kuralıdır: Sigortalı işletenin sorumlu olmadığı bir olayda, onun Trafik Sigortası (ZMSS) da sorumlu tutulamaz! Yani poliçe devre dışı kalır, sigorta şirketi elini yıkar ve kenara çekilir.Mesele 3: En Büyük Mağduriyet! Güvence Hesabı Neden Yetmiyor?"Tamam, Trafik Sigortası ödemiyor ama devletin Güvence Hesabı var, o öder" diye düşünebilirsiniz.5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca; çalınmış bir aracın karıştığı kazalarda işletenin sorumlu olmadığı hallerde Güvence Hesabı devreye girer. ANCAK SADECE BEDENSEL ZARARLAR İÇİN!Yani çalıntı araç size çarptığında;Allah korusun yaralanma, sakatlık, ölüm veya destekten yoksun kalma gibi bedensel zararlar varsa Güvence Hesabı tazminatı öder.Ama aracınızın pert olması, dükkanınızın vitrininin yıkılması gibi maddi/eşya zararlarınız var ise Güvence Hesabı KESİNLİKLE ÖDEME YAPMAZ!Hukuki Karadelik: Fatura Mağdura Kesiliyor!Şimdi tabloyu gözünüzün önüne getirin:Siz yolunuzda giderseniz veya aracınız kapının önünde duruyordur. Hiçbir suçunuz yokken çalıntı bir araç gelip size çarpar.Araç sahibi kusursuzluğunu ispatlar - Sorumluluktan kurtulur.Trafik Sigortası - Ödeme yapmaz.Güvence Hesabı - "Arabanın hasarını ödemem" der.Geriye tek bir muhatap kalıyor: Hırsız / Gaspçı.Ararsanız bulabilirseniz, bulursanız da cebinde parası varsa hırsızdan paranızı tahsil edeceksiniz! Uygulamada faillerin ya hiç bulunamaması ya da üzerlerine dikili tek bir dikili ağaçlarının bile olmaması sebebiyle, dürüst ve masum vatandaş tam anlamıyla kaderiyle baş başa bırakılıyor.Ne Yapmalı?Sistemdeki bu mevzuat boşluğu, kasko sigortasının önemini bir kez daha yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Eğer kendi aracınızın Kasko Sigortası varsa, şanslısınız. Kaskonuz hasarınızı öder, ardından gidip hırsızı aramak/takip etmek sigorta şirketinin derdi olur. Ancak kaskonuz yoksa, sistem sizi maalesef büyük bir mağduriyetin kucağına itiyor.Kanun koyucunun ve sigorta sektörünün, Güvence Hesabı'nın kapsamındaki bu "maddi hasar" sınırlandırmasını yeniden değerlendirmesi ve masum vatandaşların hakkını koruyacak adımları atması şart. Aksi halde, hırsızın açtığı yarayı kapatmak yine mağdura düşmeye devam edecek.
Sigorta sektöründe günlerdir konuşulan dev bir gelişme var: Quick Sigorta, 3,7 milyar TL büyüklüğündeki dev halka arzıyla Borsa İstanbul’a adım attı. 12 yıl sonra bir sigorta şirketinin, 19 yıl sonra ise ilk kez bir hayat dışı şirketinin borsaya açılması şüphesiz finans dünyası için büyük bir başarı öyküsü.Her gün poliçe kesen, müşterinin riskini yöneten, hasar anında telefonun ucunda olan acente için bu gongun sesinin karşılığı nedir? Gelin, finansal terimleri bir kenara bırakıp bu hamlenin acentenin masasına, iş hacmine ve müşterisine olan somut yansımalarına bir bakalım.Özellikle enflasyonist dönemlerde sigorta şirketlerinin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk özsermaye ve kapasite sınırlarıdır. Müşteri kapıdadır, risk ortadadır ama şirket "kapasitem doldu" der.Halka arzın en kritik noktası şurada yatıyor: 3,7 milyar TL'lik kaynağın tamamı doğrudan şirketin özkaynaklarına giriyor. Bu ne demek? Şirket, acentesine sunduğu poliçe üretim kapasitesini devasa oranda artıracak demektir. Acente, teminat vermekte zorlandığı büyük risklerde, filo işlerinde veya kurumsal poliçelerde arkasında çok daha güçlü ve limiti yüksek bir özsermaye görecek.Malumunuz müşteri masaya oturduğunda artık sadece fiyat sormuyor; "Mali yapısı sağlam mı?", "Yarın hasar gelse öder mi?","Şirket batar mı?" sorularını da soruyor.Borsa İstanbul’a kote olmak; Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve bağımsız denetçiler tarafından 7/24 şeffaf bir şekilde denetlenmek demektir. Acente, müşterisine teklif sunarken arkasındaki markanın mali şeffaflığını ve kurumsal gücünü bir satış argümanı olarak rahatlıkla masaya koyabilecek. "Borsada işlem gören, özsermayesi çelik gibi bir şirket" söylemi, acentenin ikna kabiliyetini doğrudan artıracaktır.Quick Sigorta’yı bugün 101,5 milyar TL aktif büyüklüğe taşıyan en önemli güç, klasik trafikte boğulmayıp kefalet sigortaları, bina tamamlama ve alacak sigortaları gibi finansal ürünlere öncülük etmesiydi.Sermayesi güçlenen bir şirket, acentesine yeni branşlarda çok daha fazla ürün çeşitliliği sunabilir. Sadece kasko/trafik komisyonuna sıkışmak istemeyen acenteler için bu durum; inşaat projesinden ticari alacak riskine kadar müşterisine alternatif ürün sunma ve komisyon gelirlerini çeşitlendirme imkanı demektir.Türkiye geneline yayılan 9 bine yakın acente ağıyla bu noktaya gelen bir yapının borsaya açılması, acente kanalının gücünün de tescilidir. Şirketin sermayesini güçlendirerek büyümesi demek; acentelerine sağladığı teknolojik altyapıyı, sistem hızını, komisyon sistematiğini ve saha desteğini sürdürülebilir kılması demektir. Dijitalleşen dünyada güçlü acente altyapısı, doğrudan acentenin işini hızlandırır.Özetle;Borsa İstanbul’da işlem görecek olan sadece bir hisse kodu değil; acentenin arkasındaki teminat gücüdür.Sermayesi büyüyen, kapasitesi artan ve mali yapısı şeffaflaşan her sigorta şirketi, sahadaki acentesinin elini güçlendirir. Quick Sigorta’nın bu hamlesi, acentelerin daha büyük risklere korkusuzca teklif verebileceği, müşterisine daha yüksek güvenle yaklaşabileceği yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Hayırlı olsun.